TÜRBAN nereden nereye ...
Türban, herkesin kendince yorum getirdiği konudur. Dini simge mi, dini kıyafet mi, yoksa siyasisi bir simge mi?..
Adı ne olursa olsun bireyin kendi tercihidir. Kişisel özgürlüğü olarak, bir ülkücünün bıyığına, bir entelin sakalına, bir solcunun giyimine karışılmadığı gibi türbana da karışılmaması gerekir.
Peki nereye kadar?...
Bize ilkokulda bireysel özgürlüğü şöyle tanımlamışlardı.
“Başkasının özgürlüğünün başladığı yerde senin özgürlüğün biter.”
Anlatımı en bassit özgürlük bu dur sanırım. Herkes başkasına rahatsızlık vermeyecek kadar özgürdür.
Şimdi, konun özüne dönersek, türban başkasını rahatsız ediyorsa takılmaması mı gerekir gibi soru sorabilirsiniz?
Hayır, kişi inancı gereği bunu takabilir.
Nasıl köydeki halam şalvar takıyorsa, rahmetli anneannem peştemal takıyorsa, o da örf ve adetleri gereği kıyafetini belirleye bilir.
Peki nereye kadar?..
İşte önemli kriter burada yatıyor.
Bence hizmet alanla hizmet vereni ayırmak lazım.
Hizmet alana müdehale edemezsiniz...
Burada bukrayı, kara çarşafı konu dışı ediyorum. Bunlar tarşılacak konular değil. Zeten inançları gereği bu insalarda kendilerini toplumdan soyutladıkları için, dünyaları ayrıdır.
Türban, başörtüsü, adı ne olursa olsun bireye karışılmamalı.
Peki sonrası, işte bu noktada hizmet verilen alanlar devreye giriyor.
Her kurum resmi veya özel kendi standartlarını koyar.
Nasıl bazı özel hastanelerde kapalı görevliler çalışıyorsa, hizmet alan aldığı hizmete veya kendine uygun olan kuruma gider.
Devlet, toplumun tamamına hizmet vermek zorunda olduğu için, çalışanları arasında ayırım yapamaz. İşte bu noktada kişisel özgürlükler sınırlandırılabilir. Çok zengin bir kültüre sahibiz. Bir çok etnik kökenimiz, adetlerimiz, anenelerimiz var.
Bu durumda herkesin istek ve arzularına göre hareket edilemez.
Bir standart getirilir herkes buna uyar.
Benim doğduğum il Zonguldak, KİT’lerden (Kamu İktisadi Teşebbüsleri) birisi olan TTK (Türkiye Taş Kömürleri Kurumu) burada kurulu.
Devlet baba kavramını ilk olarak burada duydum. Eski alışkanlıklar devam ediyor. İnsanlar devlete kapıyı atıp geleceklerini garanti altına almaya çalışlıyorlar.
Eski bir deyimde olduğu gibi, “Devlet bir deniz, yemeyen ke...z” mantığı ile hareket ediliyor.
Peki buraya nereden geldik, toparlayalım.
Kıyafet özgürlüğünü üniversitelerde destekliyorum. Fakat, felaket senaryoları arasında olan, kıyafet devrimini, hizmet verilen alanda şiddetle karşı çıkıyorum.
Kamu hizmeti yapanlar, toplumun geneline hizmet ederler.
Bu nedenle ne sakalı ile, ne eşarbı ile, ne kıyafeti ile kendisini sınıflandıracak bir şekle bürünemez. Bu sen bendensin, ben sana karşıyım şekline dönüşemez.
Yani topluma hizmet veren toplu taşıma araçlarını kullananların belli bir kıyafeti ve şekli olmalıdır. Saklalı ile kendini ayırmamalıdır. Veya bir devlet hastansinde veya bir okulda görevli bayanda türbanı ile kendini sınıflandırmamalıdır.
Bunun adı ayrımcılık olur. Ama dediğim gibi Devletin hizmet alanları için konuluyoruz.
Özel için değil…
Özel hastaneler, okullar, oteller kısaca her kurum kuralını kendi koyar. Müşterisini çeker veya çekemez, kendi bileceği iştir. Oraya hizmet almaya gidende ne alacağını neyle karşılaşacağını bilir.
Ama Kamusal alanlarda hizmet verenlerin bir standartı olmalıdır…
|